Kalıpçılardan ithalatın teşvikine karşı acil önlem talebi

Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Şamil Özoğul, ek vergi, ÖTV, kalıp ithalatı için teşvik ve vergi muafiyeti sağlanması gibi Türk kalıpçısının rekabet gücünü azaltan birçok sorunla boğuştuklarını söyledi.

Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği (UKUB) Yönetim Kurulu Başkanı Şamil Özoğul, kalıpçılar olarak takım çeliğine uygulanan ek vergi, sanayi yağlarından alınan ÖTV, kalıp ithalatı için teşvik ve vergi muafiyeti sağlanması gibi Türk kalıpçısının rekabet gücünü azaltan birçok sorunla boğuştuklarını söyledi.
Olumsuzluklara rağmen, Türk kalıp üreticilerin fiyat, süre ve kalite anlamında halen rekabetçi olabildiğini belirten Özoğul, ithalatın geldiği noktanın ise endişe verici olduğunu savundu. Sektörden sektöre değişkenlik göstermekle beraber toplam ihracatın ithalata bağımlılık oranının yüzde 60’lara ulaştığına dikkat çeken Özoğul, otomotivde ise yerlilik oranının 1980 yılında yüzde 85 iken, 2012 yılında yüzde 65 ve 2018 yılında ise yüzde 55 seviyesine gerilediğini kaydetti.

“İhracatın neredeyse yarısı DİR kapsamında yapılıyor”

Özoğul, 1996’dan bu yana ihracatın neredeyse yarısının Dâhilde İşleme Teşvik Sistemi (DİR) kapsamında yapıldığını aktardı. UKUB Başkanı Şamil Özoğul şunları söyledi:

Güncel örnek vermek gerekirse, otomotiv sektörünün öncü kuruluşlarından Ford Otosan, Temmuz 2018’de, yaklaşık 1.5 milyar dolarlık ihracat yapacağını ama bunu sağlamak için % 60 orana tekabül eden 887 milyon dolar tutarında ithalat yapması gerektiğini beyan ederek teşvik belgesi aldı. Aynı dönemde BRİSA, 76 milyon dolar ihracata karşılık 42 milyon dolar ithalat teşvik belgesi almış ki, bu da yüzde 55 bağımlılığa karşılık geliyor. Demir çelik sektörünün önemli kuruluşlarından İÇDAŞ, 199 milyon dolar ihracata karşılık 153 milyon dolar hurda demir ve cevher ithalatı için teşvik alıyor. Burada da bağımlılık yüzde 77’ye ulaşmış. İthalata bağımlı ihracatın, sanayi malları ile sınırlı kalmayıp, Türkiye’nin rekabet gücünün yüksek olduğu sanılan tarım, gıda, tekstil, konfeksiyon sektörlerine kadar uzandığı görülüyor.

“Yeni ‘devrim’ hikayeleri oluşmasın”

İmalat sanayinde kullanılan ürünleri ithal etmenin kısa vadede cazip gibi göründüğünü anlatan Özoğul, özellikle otomotiv ve bağlantılı sektörlerde kullanılan kalıp, makine, teçhizat gibi stratejik öneme sahip ürünlerde yerli üretime dönülmesinin öncelikli devlet politikası olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Özoğul, “Üretimde ithal girdi payının artması, özellikle döviz kurunun düşük seyrettiği 2003-2013 döneminde yoğunluk kazandı. Yerli olarak tedarik edilebilen birçok girdinin ithal edilmesi, bu süreçte daha kârlı bulundu. Bu tercih, irili ufaklı birçok yerli tedarikçinin yok olma sürecini de tetiklemiş oldu. Bunun yanı sıra, sanayinin ithalata yüksek oranda bağımlılığı, dövizin 2018’de olduğu gibi hızla yükseldiği dönemlerde üretim maliyetlerimizin artmasına, rekabet gücümüzün de düşmesine sebep oldu” diye konuştu.

Özoğul, dönüşüm sürecinde yerli ürünün eşdeğer ithal girdiden daha pahalıya üretiliyor olması halinde üreticinin belli bir aşamaya kadar kamu tarafından teşvik edilmesi, teşviklerin de orta ve uzun vadeli maliyet ve kalite avantajları oluşturması gerektiğini belirtti.

Özoğul, “Stratejik öneme sahip, katma değer yaratan, kalıpçılık gibi imalat sektörleri, desteklenmez ise yeni devrim hikayelerinin oluşması kaçınılmaz bir son olacaktır” ifadesini kullandı. Öte yandan Özoğul, otomotiv sektörünün potansiyelinin anlaşılmadığını, ithalata harcanan paraların dikkate alınmadığını iddia etti.

Bir cevap yazın

Translate »